Çalışma alanlarında ve farklı sektörlerde cinsel taciz, ayrımcı muamele veya diğer cinsiyetçi davranışlara yönelik araştırmaların sayısı çok az. Gösteri Sanatlarında Kadın Grubu’nun girişimiyle, bir araştırma şirketi olan Dissensus, yakın zamanda gösteri sanatlarında bu konuda bir araştırma yayınladı. Dissensus ekibi araştırmasının sonucunda, “Bu alandaki araştırma eksikliği çalışma hayatında cinsel taciz ve mobbingin yaygın bir iş yaptırma, baskı kurma aracı olduğunu görmemizi engelliyor. Araştırmaların ise baskıya uğrayanların değil, baskı yapanların talep ettiği bilgi üretme biçimleri olduğunu düşünürsek bu konuda neden az araştırma olduğunu da anlayabiliriz” diyor. Verilerin, yapılan araştırmaların ayrımcılık biçimleriyle mücadele edebilmek için ne kadar elzem olduğunun altını çizerek Nükhet Sirman, Feyza Akınerdem ve Tilbe Saran’la söyleştik.

Revisit to the Vessel Form, Sinem Ören, 2015

Gösteri Sanatlarında Kadın Grubu aracılığıyla gösteri sanatlarında cinsel taciz ve cinsel içerikli mobbinge dair bir araştırma yayınladınız. Bu grupta tiyatro, sinema ve TV oyuncu ve senaristleri, dansçılar, yazarlar, dramaturg, yönetmen ve akademisyenler var. Öte yandan, Susma Bitsin, Oyuncular Sendikası gibi maceralara da ulaşıldı. Bu araştırma nasıl kararlaştırıldı anlatır mısınız? Biraz bu araştırmanın bağlamından (1. Nasıl bir talep geldi 2. Kim bu araştırmaya ihtiyaç duydu 3. Dissensus olarak siz nasıl bir motivasyonla bu işe kalkıştınız) bahseder misiniz?

Dissensus’tan Nükhet Sirman ve Feyza Akınerdem: Bize böyle bir araştırma talebi, Oyuncular Sendikası’ndan Susma Bitsin kampanyasına da katılmış olan bir arkadaşımızın Çatlak Zemin’den bazı kadınlarla görüşmesinden sonra ulaştı. Susma Bitsin gibi sektörde kalıcı bir değişim sağlamayı hedefleyen bir kampanyayı desteklemeye de yarayacak, alana dair daha fazla bilgiye ihtiyaç duyan bir grup kadın bu araştırmayı istedi. Talep çok güçlüydü yani. Şöyle ki bedenin bir anlam üretme ve iletme aracı olduğu bir iş kolunda; bu bedeninin sınırları var mıdır yok mudur, bu sınırların aşılması ne demektir, aşıldığı kolaylıkla bilinir mi gibi kolay cevabı olmayan sorular içeren bir talepti. Öte yandan taciz ya da mobbinge uğramış kişi olumsuz bir deneyim yaşadığını biliyor çoğu zaman ama adını koyamıyor. Bu sorular ve deneyimler, gösteri sanatlarında cinsel içerikli taciz ve mobbingin ne olduğu, ne kadar yaygın olduğu, bu durumda ne yapılması gerektiği gibi konularda fazla bilgi olmadığını, olmasının da zor olduğunu gösteriyor. Gerçekten de bize ulaşan gösteri sanatçıları sektörde bu konuda ciddi kararsızlıklar, bilinmezler ve rahatsızlıklar olduğunu aktardılar. Bizden özellikle genelde taciz ve mobbing konusunda bu sektörde çalışanların ne bildiği ve bu davranışların sektörde ne kadar yaygın olduğunu araştırmamızı istediler.

Biz şirket olarak feminist bir bakış açısıyla iş yapmaya gayret ediyoruz. Toplumsal cinsiyet farkından kaynaklanan çeşitli deneyimleri göz önünde bulundurmak ve araştırmamızı tasarlarken güç ilişkilerine dikkat etmek gibi ilkelerimiz var. Dissensus Araştırma’nın toplumsal cinsiyet konusunun çeşitli alanlarında uzun süre çalışmış olan akademisyenlerden oluşması, bu perspektifi nasıl araştırmanın parçası yapacağımızı bilmemizi mümkün kılıyor. Biz araştırmalarda, çok fazla sorulmayan soruları sormaya çalışıyoruz. Bilimsel mesafemizi bozmadan bu yeni soruların açtığı yolda ilerliyoruz, bilinen konulara yeni bilgiler, bakış açıları getirebiliyoruz. Bu perspektifle kadın doğurganlığı ve kadınların kürtaj deneyimleri ve kadına yönelik şiddet biçimleri üzerine araştırmalar da yaptık. Şiddet ve özellikle de cinsel şiddet konusu herkesin bildiğini sandığı ama bilinmesi gerekenlerin çok az bilindiği, derin bir konu. Kişisel deneyimlerin detayına inen bu tip araştırmalar şiddetin kaynakları, yapılış biçimi ve nasıl önüne geçilebileceği konusunda topluma bilgi aktarmayı hedefliyor.

Gösteri Sanatlarında Kadın Grubu’ndan Tilbe Saran: Gösteri sanatlarıyla uğraşan kadınlar pandemi sırasında bir dayanışma ağı kurduk. Hem akmasa da damlar misali aramızda maddi el uzatmalar yapabilmek hem de salgının ilk günlerindeki belirsizlikle başa çıkabilmek için bir “iyi misin” hattı gibi diyelim… Zoom üzerinden gerçekleşen bu toplantılarda, eğitim alanındaki sınır ihlalleri üzerine düşünmemiz gerektiği ortaya çıktı. Bu alanda eğitim alan herkesin benzer hikayelerine tanıklık etmek ürperticiydi. Galiba tam da bu sebeple çuvaldızı kendimize batırmaya niyet ettik. Ve eğitimden üretime, alanı mercek altına almaya karar verdik.

Anketi cevaplayanların %81’i kendini kadın, %13’ü erkek, %6’sı da LGBTİ+ olarak tanımlamış. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir grup seçilip zorunlu olarak anket yaptırılsaydı sizce araştırmanın sonuçlarında farklar olur muydu?

Dissensus: Araştırma gösteri sanatlarında çalışan 8-10 kişilik iki odak grup sohbeti sonrası oluşturulan 54 sorudan oluşuyor. İki hafta internette kalan anketimize 552 kişi yanıt verdi. Bu kişiler birkaç kişiden başlayarak kartopu usulü ile görsel sanatlarında çalışanlara ulaştırıldı. Toplantılara katılanlar arasında da Susma Bitsin ve araştırma talep eden grubun WhatsApp grubunda olanların çoğunun kadın olması, cevaplayanlar arasında kadın oranının yüksekliğini bir nebze açıklıyor. Odak grup toplantılarına da katılmış olan grubun içinde erkek ve LGBTİ+ sayısı oldukça düşüktü. Ancak cevaplardaki cinsiyet ve cinsel yönelim dağılımı gerçekten de kadınların bu konuda daha fazla deneyim yaşadıklarını, bunun hakkında daha fazla konuşmak ve bilgilenmek istediklerini gösteriyor olabilir. Erkekler, kendilerini ne fail ne de mağdur olarak görmedikleri, taciz ve mobbingi bir kadın sorunu olarak düşündükleri için anketin muhatabı olmadıklarını düşünmüş olabilirler. Ankete katılanlar arasında, tacize uğradığını işaretleyen erkek ve LGBTİ+ sayısı da çok düşüktü. Bu da düşündürücü bir veri. Katılımcılar arasındaki cinsiyet eşitsizliği bazlı analizleri yapamamamıza da neden oldu. Bu eşitsiz dağılım farklı kimliklerin oranlarının karşılaştırılmasını, cinsiyete ve cinsel yönelime göre deneyim analizi yapmamızı engelledi. Ancak eklenmesi gereken bir nokta daha var. Soruların büyük bölümü cevaplayanın sadece deneyimlerine değil, aynı zamanda bu deneyimi nasıl adlandırdığını da anlamaya yönelikti. Bu nedenle soruların, katılımcıların yaşadıklarını durup düşünmeden, kolay cevaplayabilecekleri sorular olmadığını vurgulamak gerekir. Belli ki kadınlar bu soruları ciddiye alarak, gereken emeği ve zamanı vermek istediler. Erkekleri cevaplamaya zorlayan yöntemlerin ise araştırmanın sağlığı açısından hiçbir kıymeti yok. Durup düşünmek yerine baştan savma cevaplar vereceklerini ya da birçok soruyu boş bırakacaklarını düşünüyorum. Yani bir fark olmayacaktı. Kadınlar cinsel taciz ve mobbing üzerinde durup yaşadıklarını anlamaya çalışıyorlar. Erkekler ise kendilerini fail yerine koymak istememiş de olabilirler.

Tilbe Saran: Keşke cinsler arasında daha eşit bir temsiliyet olabilseymiş -gene Nükhet hoca bilir tabii- ama aslında ankete cevap verenlerin oranı da bize bir resim anlatıyor.

Bu alanda daha önce yapılmış ulusal veya uluslararası bir araştırma yok. Gerçi, sektörler veya çalışma alanları özelinde cinsel taciz vd. araştırması da Türkiye’de pek yok. Çalışma yaşamında cinsel tacizin önlenmesi yeni yeni gündeme geliyor. Bu alandaki eksiklik sizce ne anlama geliyor? Dissensus bu alanda çalışmaya da devam eder mi?

Dissensus: Cinsel taciz ve mobbing yeni yeni tarif edilmeye ve (en azından bazı kesimlerce) suç olarak tanımlanmaya başlanmış olan eylem ve davranışlar. Bu eylem ve davranışların kolay, herkesçe bilinen ve kabullenilmiş tanımları yok. Üstelik bu araştırmalarda, faili kadar -hatta belki failinden çok- mağduru zan altında bırakan eylem ve davranışlar söz konusu. Bu yüzden konu hassas. Hassas konularda araştırma yapmak, hele geniş çaplı araştırmalar için yöntem geliştirmek de kolay değildir. Bu yüzden bu konuda büyük ölçekli araştırmalar sayıca azdır.

Yurtdışı örneklerine de baktığımız zaman niceliksel araştırmalar bile katılımcı sayısını sınırlı tutmaya çalışmış. Bazı sektörler bu açıdan daha zor. Örneğin hemşirelik, ev işçiliği ve bir yere kadar öğretmenlik gibi alanlarda hizmet veren kişi hizmet alanla sosyal mesafeyi aşan etkileşimlerde bulunmak zorunda kalabiliyor. Oluşan bu gri alanlar hakkında soru sormak kadar soruları cevaplamak da zor. Sorunun nasıl sorulduğu özellikle anket türü araştırmalarda (yani derinlemesine görüşme olmayan, soruyu açma fırsatı bulunamayan araştırmalarda) bu hassasiyeti arttırıp cevap vermeyi zorlaştırabilir. Genelde var olan araştırmalar cinsel tacize uğrayan kadın oranını ortaya çıkarsa da tacizin bağlamı, mekanı, tanıkları ve sonuçları hakkında bilgi vermiyor. Bu alandaki araştırma eksikliği çalışma hayatında cinsel taciz ve mobbingin yaygın bir iş yaptırma, baskı kurma aracı olduğunu görmemizi engelliyor. Araştırmaların ise baskıya uğrayanların değil, baskı yapanların talep ettiği bilgi üretme biçimleri olduğunu düşünürsek bu konuda neden az araştırma olduğunu da anlayabiliriz. Güçsüzün gözünden dünyaya bakmak gerektiği ve bu güçsüzlüğün cinsiyet ve cinsellik üzerinden de yaşanabileceği, ülkemizde yeni yeni anlaşılmaya başlanıyor.

Biz Dissensus olarak toplumsal cinsiyet ayrımcılığının değişik yüzlerini çalışmaya devam etmek istiyoruz. Şu anda elimizde yine böyle bir kadına yönelik şiddet araştırması var. Daha sonra da yine başka bir dipsiz kuyu olan aile üzerine araştırma yapmayı planlıyoruz. Toplum tüm bu farklılıkların ayrımcılığa dönüştüğü süreçler üzerine kurulu ve bu süreçleri anlamak ve çözümlemek çok önemli.

Revisit to the Vessel Form, Sinem Ören, 2015

Ankete katılanların çoğunluğu genç (%85’i 25-44 yaş aralığında), yüksek eğitimli, düşük gelirli ve birden çok iş yapan insanlar. %90’ın üzerinde katılımcı üniversite mezunu, yüksek lisans ve doktora derecelerine sahip. Gelirleri ise yüzde 31,48’i 0-1000 arasında. Yüzde 50’si 3000’e kadar maaş alıyor. Türkiye’de bu kadar yüksek eğitimli ve az gelirli kişilerden oluşan profile sahip bir çalışma alanı var mıdır başka, emin değilim. Bu durumu nasıl açıklarsınız?

Dissensus: Oyunculuk gerçekten ağır bir eğitim sürecinden geçmeyi gerektiren bir iş kolu. Edebiyattan felsefeye birçok alan işin içine karışıyor. İş kolu demek de ne kadar doğru tabii. Yaptığımız işlerin hayatımızın büyük bir bölümünü oluşturduğunu; arzularımız, duygularımızın nesnesi olduğunu düşünürsek işlerimizin bize kimlik hâline geldiğini görebiliriz. Oyunculuk bir tutku. Hem tutku hem umut. Her zaman ileride daha fazla iş, daha iyi bir iş bulma umudu taşır. Gösteri sanatları sektöründe sürekli iş de çok azdır. Sektör neredeyse başından beri kısa süreli sözleşmelerle insanları istihdam etmiş. Bir yandan da bu sektörde insanlar bir yerde sahne alırken bir sonraki işi bulmak için uğraşmak zorunda kalıyorlar. Sektör rekabetçi ve hiyerarşik bir yapıya sahip, her türlü enformel ilişki iş bulmayı, “önemli” bir kişiye ulaşabilmeyi belirliyor. Bu “önemli” kişiler de kararları istedikleri gibi alabiliyorlar. Çalışanlar, bu yapı karşısında kırılgan bir konuma itilip haklarını savunma konusunda zorlanıyorlar. Ayrıca sektörün örgütlenme biçimine baktığımızda; yapılan işten gelen gelirin, oyuncudan ve hatta yönetmenden ziyade, yapımcıya gittiğini görüyoruz. Parayı başta koyan, sonda da parayı alıyor. Sonuç olarak gösteri dünyası sanat olduğu kadar kapitalizmin kurallarına göre işleyen bir iş kolu. Yüksek eğitimli ama az gelirli başka iş kolu derken de akademi var tabii. Akademide de hele gençler arasında bu düzeylere yakın gelirler söz konusu.

Tilbe Saran: Bu durum, gösteri sanatlarına verilen önem ve değeri çok açık seçik gösteriyor. Türkiye’de pek çok alan ve sektörde varolan dengesizlik gösteri sanatlarında da kendini açığa vuruyor: Emek-yeterlilik-yetkinlik-eğitim değil de başka değerler maddi karşılık görüyor. Kısaca bu kadar yüksek eğitimli bir grubun açlık çizgisinde yaşaması bu alanın hem devlet hem özel sektörün gözünde ne kadar kapitalist kurallar çerçevesinde değerlendirildiğine işaret ediyor.

“Cinsel tacize uğradınız mı?” sorusuna hayır %16 çıkıyor. Araştırmanıza göre, cinsel taciz hakkında ne gibi veriler elde ediyoruz?

Dissensus: “Cinsel tacize uğradınız mı?” sorusunun cevabı ilginç sonuçlar barındırıyor. Katılımcıların (kadın, erkek ve LGBTİ+’lar, toplam olarak) %16’sı hiç tacize uğramadıklarını sadece soruyu ilk kez duyduklarında ifade ediyorlar. Bu yüzde, 86 kişiye denk düşüyor. Kadınlara baktığımızda ise %12’si tacizle hiç karşılaşmadıklarını, %6’sı karşılaşıp karşılaşmadığından emin olmadığını söylüyor. Bu oranlar bile tacizin sektördeki yaygınlığını iyice göz önüne seriyor. Ancak anket soruları taciz tanımı verip değişik taciz biçimlerini açıkça sıraladığında, bu davranışlarla hiç karşılaşmadığını söyleyen kişilerin sayısı 27’ye düşüyor. Bu durum sadece tacizin yaygınlığını değil, tacize giren davranışlar hakkında bilgi düzeyinin oldukça az olduğunu gösteriyor. Katılımcılar da anket süresince yaşadıklarını değerlendirip adına taciz demeye başlıyorlar. Tacizi tanıma ve adlandırma konusunda yaşanan tereddütün önemli bir nedeni sektörün yapısı.

Taciz eden genelde eğitmen, yönetmen ve yönetici gibi mağdurdan daha üst bir pozisyonda. Üstelik taciz bir “işten atarım” gibi tehdit ya da “iş veririm” gibi bir vaatle birlikte yapılıyor (%43). Sektör çalışanlarının genç oluşu, sektörün rekabetçi ve hiyerarşik yapısı, iş bulmaktaki güçlükler, çalışanları taciz edenlerin vaat ve tehditleri karşısında kırılgan bir konuma itiyor. Gösteri sanatları sektöründe, mesleğin hem beden üzerinden anlam üretmeye hem de usta/çırak ilişkilerine dayanması eşitsiz konumda olan kişilerin yan yana gelmesine ve bedensel yakınlık kurmalarına neden oluyor. Bu durumda bedensel sınırların suistimal edilme olasılığı artıyor. Ancak katılımcıların üçte ikisine yakın bir bölümü (%61) beden sınırlarının aşıldığı ya da bedeninin sergilendiğini hissetmediğini söylüyor. Buna rağmen katılımcılar tacizin işin doğasıdan kaynaklandığı düşüncesine tam onay da vermiyorlar ve bunu mümkün kılan hiyerarşiyi desteklemiyorlar. Yani katılımcılar bu sektörde işlerin böyle yürüdüğünü ama böyle olmaması gerektiğini söylüyorlar. Katılımcıların %30’u yönetmen-oyuncu, koreograf-dansçı pozisyonlarının doğası gereği hiyerarşik olduğunu düşünüyor. Katılımcıların %44’ü tacizin olmaması gerektiğini ve rahatsız olduklarını, %28’i ise tacizin işin doğasında olduğunu söylerken sadece %5’i yaşananı adlı adınca taciz olarak tanımlıyor. Alışılmış olmasa ve kabul edilmese de gösteri sanatlarında taciz hem eğitimde hem çalışma hayatında çok yaygın. O kadar ki gizli saklı yapılan bir şey de değil; sahnede, kuliste, iş dışı sosyalleşme alanlarında, kısaca her yerde taciz yaşanabiliyor.

Tacizin biçimlerine bakıldığında, toplumsal cinsiyet ile ilişkili olarak mobbing (bağırma, utandırma, rezil etme, dışlama) ayrıca hakkında dedikodu yapılması, rıza olmadan fiziksel temas, rahatsız edici sözler, imalar öne çıkıyor. Gösteri sanatları yani işin niteliğini, bedenin sergilenmesini, hiyerarşik yapılanmayı düşününce işin yapılma biçimine sirayet etmiş bir taciz/kötü muameleden söz edebilir miyiz?

Dissensus: Öyle görünüyor. Eğitimden, çalışma hayatına, provalardan sosyalleşmeye her alanda taciz ve mobbing var. Mobbing aslında bedensel tacizden çok daha yaygın. Aşağılama, bağırma, lüzumsuz dokunuşları taciz veya mobbing diye adlandırmak insanların aklına pek gelmiyor. Bunlar aslında psikolojik şiddet kapsamına da giren, sektörde fiziksel ve cinsel şiddetten daha çok karşılaşılan davranışlar. Mobbing kavramının kullanıma girmesi nispeten yeni. Bu yüzden tam ne anlama geldiği bilinmiyor ve neleri kapsayabileceği konusunda belirsizlik var. Birinden duyulan aşağılayıcı bir sözün ya da dedikodunun mobbing olarak tanımlanması da kolay değil. Ancak mobbing kavramının içinde yer alabilecek hakkında dedikodu yapılması, cinsel içerikli sözler araştırmaya katılanları neredeyse fiziksel temastan daha çok yaralıyor. Sözler, imalar kişinin kendine olan güvenini sarsabiliyor. Bu yüzden bu tür davranışlar hiyerarşik olduğu kadar eşitlikçi olarak tanımlanan ilişkilerde de göze çarpıyor. Sektörün rekabetçi oluşu, gençlerin sürekli birbirleriyle yarıştırıldığı, yaşlı ve gediklilerin sözünün kural kabul edildiği bir ortamdan söz ediyoruz. Sektöre yeni girenler mobbing yoluyla bu duruma yavaş yavaş alıştırılıyor. Önceden belirlenmiş bir yapı olmayışı ilişkilerde sınır çizmediği gibi hak ve ödevler konusunu da tamamen muğlak bırakıyor. “Kızım bana çay getir” türü işler oldukça yaygın. Şikayet etmek ya da hak aramak için başvurulacak bir merciin olmaması bütün bu kuralsızlığı mümkün kılıyor. Oyuncular Sendikası gibi yapılar hem çok az hem de yapabildikleri sınırlı. Ankete katılanların büyük çoğunluğu sektörün yapısı değişmeden taciz ve mobbingin önüne geçilemeyeceğini söylüyorlar. Cevapların %50’si eşitlikçi ve yatay bir yapıyı, %25’i de demokratik ve katılımcı bir yapıyı çözüm olarak öneriyor.

Tilbe Saran: Eğitimden başlayan sınır ihlalleri profesyonel hayata da taşıyor. Ve bu işin “fıtratında var” anlayışının içselleştirilmesi felakete giden yolun taşlarını diziyor.

Tacize %30 “iş dışında sosyalleşirken” ve %30 “çalışma hayatı içinde” uğrandığı belirtilmiş. %36’sı ekiple birlikteyken meslektaş tacizi gördüğünü söylüyor, özel alanda ise bu oran %18. ILO 2019’da, iş yaşamında şiddetin önlenmesi ile ilgili ilan ettiği sözleşmede, çalışma hayatını sadece mesai saatleri ile sınırlı tutmuyor, iş ile ilişkili sosyal faaliyetleri, yerleri, iş sebebiyle yaşanan ilişkilenmeleri de bu kapsama alıyor. Bu çerçevede, araştırmaya göre, mekan, zaman ve ortam açısından yaşanan tacizi nasıl değerlendirmeli?

Dissensus: Genelde gündelik yaşamda taciz her alanda yaşanabiliyor. Ancak taciz insanların olmadığı, tanığının olmadığı biçimlerde karşımıza çıkıyor. Gösteri sanatları alanında ve özellikle meslektaş arasındaki tacizin farkı aleni olarak yapılabilmesi. Yaşanan meslektaş tacizlerinin %36’sı ekiple birlikte iken, yani arkadaş ve meslektaşların gözü önünde yapılıyor. Özel alan dışında eğitim sırasında, dijital ortamda, kamusal alanlarda ve hatta seyirci karşısında bile insanlar tacize maruz bırakılabiliyorlar. Bu yaygınlık ve bir anlamda kabullenmişlik gösteri sanatları alanının hiyerarşik yapısı ve bu alana dair tutum ve algılarla açıklanabilir. “Bu alana girenler zaten bunu biliyor, bu tür davranışlara açıklar” gibi yaklaşımların alanda kabul görmesi de tacizin mekan ve ortam tanımamasını mümkün kılıyor.

Araştırma, sadece mekan açısından değil, ayrıca çalışma hayatının her evresinde tacizle karşılaşıldığını gösteriyor. Eğitim, iş arama, çalışma sırasında ve sosyalleşmede de tacizin yaygın olması yine bu gösteri sanatları alanının yapısı ve ideolojisiyle açıklanmalı. Bu dört aşama gösteri sanatları çalışanlarının hayatlarının her evresinde eşit olasılıkla tacizle karşılaşabileceklerini gösteriyor. Yani iş denilen alan sadece çalışma anını ve sosyalleşmeyi kapsamıyor. Sosyalleşme tabii ki çok önemli. Birçok katılımcı işten sonra sosyalleşmeye gitmemenin iş bulma ve işi sürdürme açısından olumsuz sonuçlara yol açtığını ifade ediyor. Dolayısıyla katılımcılar da sosyalleşmeyi işin parçası olarak görüyorlar ancak sektör bunu böyle kabul etmiyor. Daha işe girmeden eğitim sürecinde ve iş ararken yaşananların ise ILO’nun “iş sebebiyle ilişkilenme” ibaresi tarafından kapsanıp kapsanmadığı belli değil. Öyle anlaşılıyor ki bu sektöre adım atanlar daha ilk baştan her türlü sözlü ve fiziki sınır aşımına açık olmayı göze almak zorunda kalıyorlar.

Ekip ortamında tacizin yaşandığını konuştuk. Raporda, “Bulgularımız, taciz vakalarının tanıkların önünde gerçekleşme sıklığının oldukça yüksek olduğuna ve bu durumun eylemin gerçekleşmesini engelleyici bir etkisi olmadığına işaret etmektedir” diyorsunuz. Bu tespitinizi biraz açar mısınız?

Dissensus: Burada kimsenin birini taciz etmekten çekinmediğini söylüyoruz. Taciz fütursuzca yapılabiliyor, başka kişilerin gözü önünde olması kimseyi durdurmuyor. Araştırmaya katılanlar, yaşanan tacizlerin %55’inin tanık önünde yaşandığını ifade ettiler. Tanıkların bulunduğu bir ortamda taciz vakalarının yüksek olması gerçekten de çarpıcı ve tanıklığın işlevsiz kaldığını göstermeye yeter. Bu da sektörün taciz konusunda sorunlu bir bakış açısına sahip olduğunu gösteriyor. Her şeyden önce sektörde tacizin ayıplandığını ya da utanç verici bir davranış olarak değerlendirildiğini görmüyoruz. Ayrıca olan taciz gündeme geldiğinde bazen sessizlikle karşılanıyor ya da olağan bulunarak üzerinde durulmuyor. Tanık önünde gerçekleşen taciz vakalarının %37’sinde tanıklar tacizi görmezden gelmiş. Tacizin olağanlaştırıldığı bir iş kolundan bahsediyoruz kısaca. #metoo ve Susma Bitsin kampanyaları tam da bu tutumu değiştirmeyi hedefliyor. Ancak bu kolay değil. Sektörün yapısının değişmesi gerekiyor her şeyden önce. Hesap verilebilir bir hâle gelmesi, iç ve dış denetleme mekanizmalarının kurulması gerekiyor. Böyle bir adım Netflix’ten geldi. Netflix, üretim sürecinde taciz sayılan davranışlar yaşanan yapımları sitelerine koymayacağını; ekip içerisinde rıza dışı sarılma, flört etme, hatta beş dakikadan fazla birine bakmanın taciz sayılacağını beyan etti. Bu tür kuralların Türkiye’de de uygulanması, uygulandığı takdirde cinsel tacizi engelleyip engelleyemeyeceği başka bir sorun tabii. Ancak kadınları “dişi köpek” türü aforizmalar yoluyla cinsellikle tanımlayıp aşağılayan toplumlarda, kadınların sahnede olmalarının bir davet gibi algılanmaması kolay değil. Sonuç olarak Afife Jale’lerin yaşadıkları hâlâ belleklerimizde.

Revisit to the Vessel Form, Sinem Ören, 2015

“Bystander intervention” yani tacize tanık olan kişinin, maruz kalan kişi kadar taciz karşısında özne pozisyonunda olup tacizi engellemek ve yaptırımının olması için müdahil olmasına deniyor. Araştırmanız, bunun tacizin önlenmesi konusunda ne kadar önemli bir hat olduğunu verilerle destekliyor. Gösteri sanatları gibi, ekip işinin çok ön planda olduğu bir ortamda tacize uğrayanı suçlamak, gülüp geçmek gibi tanıklık pozisyonlarının tacizi nasıl olağanlaştırdığını akılda tutarak ve araştırmanız verilerinden yola çıkarak “tanık müdahalesi” konusunda ne dersiniz?

Dissensus: Araştırmamız, çalışma ekibinin tacizi olağanlaştırmada önemli bir rol oynadığı tespitinde bulunuyor. Çalışma ekibi içindeki tanıklar ya tacizin bir parçası oluyor ya da tacizi görmüyor. Tacizi gören genellikle herhangi bir ses çıkarmıyor. Bir tepki verdiğinde ise bu tepki genelde taciz mağdurunu destekleyen bir ses olmuyor. Ya gülüp geçiyorlar ya da mağdurun kendisini suçluyorlar. Bundan dolayı araştırma, sektörde dayanışmanın oldukça düşük olduğunu, tacizin görünürlüğü ve yaygınlığı yüksek olmasına karşın taciz tanıklıklarının “herkesin bildiği sır” olarak paylaşıldığı yorumunu mümkün kılıyor. Bu sır, sır olmaya devam ettikçe bu şiddetin de bitmeyeceğini söyleyebiliriz.

Tanık müdahalesi aslında bir dayanışma biçimi. Bu dayanışmanın etkili olabilme olasılığı yüksek. Her taciz karşısında insanlar tam da Susma Bitsin kampanyasının önerdiği gibi susmaz, itiraz ederlerse, tacizi kabul etmeyenlerin sayısı artabilir. Tanık müdahalesi hem toplumsal cinsiyet hem de sınıfsal açıdan bir dayanışmayı, feminist tabirle (kız)kardeşliği hayata geçiren bir tepki biçimi olurdu. Tacizin olağanlaştırılmasının önüne geçen ve farklı bir bakış açısını yaymaya çalışan bir yol olarak tanık müdahalesi ve bu müdahalenin yol açtığı dayanışma çok önemli. Sektör çalışanları arasında yatay ilişkiler kurmak bu şekilde gerçekleşebilir. Öte yandan tacizin yaygınlığı tanıkların kendilerinin de bir noktada tacize maruz kalmış olabildiklerini de gündeme getiriyor. Bu ilişkiye baktığımızda ilginç sonuçlar elde ediyoruz. Katılımcılar mağduru oldukları tacizlerin tanıklarının vakaların %51’inde olumsuz tepki aldıklarını söylüyorlar, kendilerinin tanık olduğu tacizlerin ancak %2’sini görmezden geldiklerini, gülüp geçtikleri bir taciz olayı da olmadığını ifade ediyorlar. Başka bir deyişle, araştırmaya katılanların taciz konusunda sektörün genelinden daha duyarlı ve bilgili olduklarını görüyoruz. Çoğu da zaten Oyuncular Sendikası vasıtasıyla anketten haberdar oldular ve bu yüzden başta da söylediğimiz gibi sorulara cevap verme zahmetine katlandılar.

Olağanlaştırma zaten her türlü eşitsizliği ve ayrımcılığı yaşatma biçimi. Akla feministlerin 90’larda yaptığı Bağır Herkes Duysun kampanyası geliyor. O zamandan beri kadına yönelik şiddet konusunda bağırıp duruyoruz. Ve bu sayede de bu taciz ve mobbing gibi kavramlar üretiliyor, bu kavramlar sayesinde güçsüzlerin yaşadığı baskı ve şiddetler görünür hâle geliyor ve tabii, bu konularda araştırmalar yapılabiliyor, bilgi üretilebiliyor.

Son olarak, cinsel tacize verilen tepkilere bakalım. “Gösteri sanatları alanındaki yapılanma ve şikayet mekanizmaları göz önünde bulundurulduğunda bu mekanizmaların etkisizliği ve bunun ötesinde fail tarafından kötüye kullanılmaları” şikayetlerin azlığının bir açıklaması araştırmanızda. Nasıl değerlendirirsiniz? Bu durum ayrıca iş güvenliği açısından ne söylüyor?

Dissensus: Gerçekten şikayetlerin azlığı araştırmanın önemli bir sonucu. Katılımcıların %65’i eğitim sırasında, %64’ü de çalışma hayatında da tacize uğradığı hâlde hiç şikayette bulunmamış. Taciz konusunda farkındalığın var olması şikayet etme davranışlarını pek etkilememiş. Bunun önemli bir nedeni gösteri sanatları alanındaki yapılanma ve şikayet mekanizmalarının bulunmayışı. Tabii başka çalışma alanlarında da çok farklı durumda olmadığını da biliyoruz. Gösteri sanatlarında yapılmış olan şikayetlerin çoğu çalışılan kuruma ve kurum içindeki yetkili kişilere yapılmış (%53). Bu bir anlamda fiili faile şikayet etmek gibi. Şikayetlerin meslek örgütlerine ya da taciz konusunda çalışan STK’lara yapılmaması da bu mercilerin etkili olabileceğine dair inancın olmamasıyla açıklanabilir. Bizi en çok şaşırtan olgu ifşa etme tepkisinin yaygınlığı (%17). Kurumsal mekanizmaların yokluğu ve yetkili kişilerin ilgisizliği bu tepkiyi doğurmuş olabilir. Ancak insanların yaşadıklarını içlerinde tutmak istememeleri kadar başkalarını da koruma saikiyle de ifşa yoluna gittiklerini düşünebiliriz. İfşa da sonunda bir dayanışma çağrısından başka bir şey değil. Ancak ifşanın da etkili bir taciz önleme yöntemi olmadığını görüyoruz. Buna rağmen katılımcıların %27’si ifşanın önemli ve etkin bir yöntem olduğunu düşünüyor.

Sadece ifşa değil, diğer şikayet yöntemleri de sektörde etkisiz kalıyor. Katılımcıların yalnızca %17’si şikayetlerinin etkili olduğunu belirtiyor. Katılımcılar şikayetlerinin etkisizliğini çeşitli nedenlere bağlıyorlar. En sık verilen cevap, sektörde kimsenin rahatsız edici konularla yüzleşmek istememesi. Sektörün yapısı ve faillerin sektördeki konum ve statüleri de şikayetlerin etkisizliğini açıklamak için öne sürülen nedenler arasında. Şirketin imajını korumak, önemli kişilerin itibarını zedelememek gibi nedenler ayrıca sektörün ne kadar yüz yüze ilişkiler üzerine kurulduğuna da işaret ediyor. Kimse anonim değil. Bu ifşa ya da başka bir şikayet mekanizmasını güçlü bir tepki kılarken üstünün örtülmesini de beraberinde getiriyor.

Şikayetlerin sonuç almaması katılımcılar açısından iş güvenliği başta olmak üzere birçok sorunu da beraberinde getiriyor. Taciz mağduru her şeyden önce yalnızlaşıyor, kendine güvenini kaybediyor. Bunun sonunda ilişkilerin ve kendini göstermenin bu kadar önemli olduğu bir iş kolunda işsiz kalma tehlikesi ile karşı karşıya kalıyor. Damgalanma sektördeki dedikodu ağı göz önünde bulundurulduğunda ciddi bir tehlikeye işaret ediyor. Bu güvensiz ve güvencesiz iş kolunda çalışanlar yalnızlaştığında, korumasız kalarak daha fazla taciz ve şiddete açık oluyorlar. Genç olmak, kadın olmak, LGBTİ+ olmak bu güvensizliği arttıran faktörler. Kısaca ayrımcılık bu sektörde hem emek sömürüsünü hem de cinsel sömürüyü daha da olası kılıyor.

Sizin bulgulara veya araştırmanın geneline dair eklemek istediğiniz başka bir şey var mı?

Dissensus: Gösteri sanatları alanı mesleki kurumsallaşma ve etik standartları olmayan bir alan olarak karşımıza çıkıyor. Bu standartların eksikliğinde toplumsal cinsiyete, yaşa ve sınıfa göre ayrımcılığın alabildiğine yaşandığını görüyoruz. Her türlü şikayetin denenmiş olduğu bu sektörde çalışanlar, tam da bu yüzden yapısal değişiklik talep ediyorlar. Bu araştırmanın bu sektörün ürünlerini tüketen biz seyircileri de etkilemesini umuyoruz. Dizi ve film setlerine yaşanan taciz ve tecavüz olayları ifşa olduğunda ve mahkemeye verildiğinde, izleyiciler olarak biz de bir tutum geliştirebiliriz. Bu her sektör için geçerli değil ama gösteri sanatlarında sahne arkasında ne olduğu şeffaflaştıkça, bu alanda çalışan ünlülere olan sevgimiz, hayranlığımız aşınıyor. Sektörde hiçbir şey olmamışçasına yeniden iş bulmaları karşısında tepki duyuyoruz, duymalıyız da. Diğer yandan Dissensus’un yaptığı başka araştırmalar televizyon ve dizilerin kadına yönelik şiddet konusunda izleyicilerin düşüncelerini etkileyebildiğini, hatta şiddet sözcüğünü televizyondan öğrenen kadınların kendi yaşadıkları şiddet konusunda daha çabuk harekete geçebildiklerini gösteriyor. Bu da taciz, cinsel saldırı ve diğer şiddet türleriyle ilgili ürünler ortaya koyan sektör mensuplarının, yapımcı, sunucu, senarist ve oyuncuların giderek daha fazla bu konuları gündeme taşımaları, televizyon programlarında bu konuları ele almalarıyla oldu. Hem sektörde hem gündelik yaşamda tacizi önleyebilmek için sektör kadar izleyiciler de etkili olabilir, etik değerleri savunan kurum ve yapılar talep edebiliriz.

Bir cevap yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

3 × four =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.