Nightcrawling, adaletsizliğe karşı umudu ve sevgiyi yücelten de bir hikâye. Kahramanı için bir gelecek ve mücadele perspektifi çizerken bunu Kiara’nın nihilizminin içinden yeşertiyor.

Bu yıl, Booker Ödülü’nün uzun listesinde ilklerle karşılaşıyoruz. Uzun listeye seçilen eserlerin yazarlarının çoğu kadın ve aralarında genç bir kadın yazar var: Leila Mottley. Mottley, bir ilk olarak 20 yaşında ve Booker ödüllerinde uzun listeye giren en genç yazar olma unvanını da elde etti. Henüz Türkçeye çevrilmemiş olan ama çevrilmiyorsa da acilen çevrilmesi gereken bu iddialı ve iz bırakacağı şimdiden belli ilk romanın adı Nightcrawling.[1]

Şöyle başlamakta fayda var: Nightcrawling, yakıcı ve acıklı bir yoksulluk, seçeneksizlik hikâyesi anlatmaktan fazlasını başarıyor. Ve bunu Oakland ABD’de 2015 yılında gerçekten yaşanmış bir seks köleliği ve tecavüz davasını merkeze alarak, olayın hayatta kalanının bakış açısından anlatarak yapıyor. Mottley’nin hikâyeyi kurarken yakaladığı kesişimsellik bilhassa önemli, güncel ve günümüz dünya edebiyatında ileride karşılaşmaya devam edeceğimiz yeni bir ufka işaret ediyor. Hikâyenin akışının arka planında Black Lives Matter protestoları devam ediyor, Freddie Gray, polis tarafından yeni öldürülmüş, ismi sokaklarda bağırılıyor. Hikâyenin anlatıcısı ve kahramanı Kiara Johnson, 17 yaşında siyah, işsiz, eğitim hayatının dışında ve yoksul bir genç kadın. Babası, eski bir Kara Panterler üyesi, hapishane geçmişi var ve hapiste yaşadığı işkence sonrasında gelişen hastalığı nedeniyle erken ölmüş. Annesi daha önce intihar girişiminde bulunmuş ve bu girişim esnasında küçük kardeşleri Soraya da bir havuz kazasında ölmüş ki belki burada bir Beloved ansıması sezebiliriz. Kiara’nın abisi Marcus amcasına özenerek rap yıldızı olmak isteyen bir hayalperest, çalışmıyor ve annesiz ve babasız bir evin sorumluluğu, tamamen Kiara’nın üzerine yıkılıyor.

Kiara, bir kahraman olarak yaşadığı hayatın ve kimliğinin, kimliğinin ona biçtiği hayatın farkında. Mottley, kitabı kesif bir dışkı kokusuyla açıyor. Karakterin ve etrafındaki diğer hayatsız ve güvencesiz yoksulların, yani ABD’de yoksul siyahların yaşamaya mahkum edildiği koşulların tarifini ilk sahneden başlatıyor. Bir de soylulaşmanın dünya kentlerinde yarattığı etki, Kiara ve abisi ve diğer komşuları için bir barınma krizi demek. Kiara, tüm bu bağlam içinde, öncelikle evsiz kalmamak için, iş bulamadığı için ve 18 yaşın altında olduğu için sokaklarda seks işçiliği yapmaya başlıyor ve çok geçmeden kendini polislerin kurduğu bir tecavüz ve sömürü şebekesinin ortasında buluyor. Daha sonra da cezasızlık ve ABD’nin ırkçı adaletiyle tanışıyor. Polislerin Kiara üzerinde kurduğu tahakküm ve onu seks köleliğine zorlama biçimi, skandalın boyutu, yaygınlığı, normalleşmesi ve sistematiği, Kiara’nın yaşının küçük olduğunu bilmeleri ancak Kiara’nın bunu bildiklerini kanıtlayamayacağının da farkında oluşları, o yaştaki siyah bir kadının devlet ve toplum karşısındaki yalnızlığı, son derece tanıdık ve kesişimsel bir hikâyeyi ortaya çıkarıyor.

Leila Mottley, Kiara’nın hikâyesini kurarken cesur bir şey yapıyor. Bu anlatı, daha önce değindiğim gibi yaşanmış bir ceza davasının hayatta kalanının seslendirdiği bir anlatı. Şaşırtıcı olan, hikâyenin yazarı konumundaki çok genç ve siyah bir kadının, böyle bir olayı gerçekten yaşamış olan ve tanımadığı bir başka siyah kadının derdini bu kadar iyi, bu kadar ince detaylarla, bu kadar akıcı ve net bir biçimde anlatabilmesi. Bana kalırsa romanın en güçlü ve okurda en fazla iz bırakan tarafı tam da bu güncelliği ve gerçekliği: bu benzerlik ve bu kadar iyi bir özdeşlik. Gerçek hikâye, kurmacanın içinde kaybolurken, kurmaca da gerçekliğin içinde eriyor. Mottley de zaten kitaba yazdığı son sözde siyah kadınların ezilme biçimlerinin görülmesinin ne kadar önemli olduğundan, ortaklığın ne kadar büyük olduğundan, genç siyah kadınların bir de siyah erkekleri taşımak zorunda olduğundan bahsediyor.

Nightcrawling, adaletsizliğe karşı umudu ve sevgiyi yücelten de bir hikâye. Kahramanı için bir gelecek ve mücadele perspektifi çizerken bunu Kiara’nın nihilizminin içinden yeşertiyor. Beyaz kahramanların büyüme hikâyeleriyle siyah kadınların büyüme hikâyeleri de eşit ve bir değil, Kiara Johnson’ın ajitasyondan kaçınmaya çabalayan anlatısında bu politik hâl de belli oluyor.

Anlatılan aslında tüm yoksul, siyah ve genç kadınların hikâyesi. Toni Morrison’ın anlattığı hikâyeler, gerçekte farklı ve çok boyutlu hâlleriyle devam ettiğinden bayrağı Leila Mottley, kendine özgü acı ve ironik üslubu, harika betimleme, detay ve okumalarıyla devralıyor.

[1] Nightcrawling, “gece” ve “sürünme” kelimelerinin yan yana gelişiyle, karakterin hikayesi bağlamında “Night crawling up to me when the sun’s out.” cümlesinde örülen anlamıyla beraber kitaba adını veriyor. Bir diğer benzer kelime, “nightcrawler”, geceleri ortaya çıkan bir sürüngen türü ya da günlük dilde geceleri gezen kişi, gece hayatı, seks işçiliğini çağrıştıracak anlamlarda kullanılıyor.

Bir cevap yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

twelve − 4 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.