Cezayir Toplantı Salonu, İstanbul 

 17 Eylül 2022, Cumartesi 

Uzun bir süre küresel boyutta devam eden pandemi sürecinde bakım hizmetleri ve bakım emeği bütün dünyada tekrar tartışılan bir konuya dönüştü. Bu krizle birlikte bakım emeğinin önemi, gerekliliği, vazgeçilmezliği, bakım hizmetlerinin kimler tarafından nasıl sağlanması gerektiği üzerine tartışma gündeme geldi. Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği için KONDA Araştırma ve Danışmanlık A.Ş. tarafından hazırlanan Pandemide Evde Bakım ve Zaman Kullanımı Araştırması, 18 yaş ve üzeri Türkiye nüfusunun Koronavirüs pandemisi sırasında ev içi işler, evde bakım, çalışma pratikleri ve zaman kullanımlarını kapsıyor. 17 Eylül 2022 tarihinde Cezayir Toplantı Salonunda gerçekleşecek Bakım Emeği Konferansı bu araştırma sonuçlarının aktarılmasıyla başlayacak.

Moderatörlüğünü Feryal Saygılıgil’in üstlendiği konferansın 1. panelinde bakım hizmetlerinin nasıl düzenlendiği, bakım hizmetlerinin toplumsal eşitlik kavramı çerçevesinde yeniden nasıl organize edebileceği ele alınacak. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi ve Cinsiyet Eşitliği İzleme Derneği (CEİD) Yönetim Kurulu Üyesi, Kadın Emeği ve İstihdamı Girişimi (KEIG) çalışmalarına hem araştırmacı hem de kadın emeği ve istihdamı konusunda aktivist olarak katkı sağlayan Emel Memiş Parmaksız, konferanstaBakım toplumuna geçiş yapmak” konusunu ele alacak. 

Pamukkale Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü Öğretim Üyesi Çağla Ünlütürk Ulutaş’ın sunumu Türkiye’de çocuk bakım rejimi ve toplumsal cinsiyet eşitliği” üzerine. Kadın Emeği Çalışan Feminist Akademisyenler (KEFA) ve Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Derneği (TOCİKAD) üyesi olan Çağla Ünlütürk Ulutaş kadın ve göçmen emeği, emek süreçleri ve sosyal politika alanlarında çalışma yürütmektedir.

“Yaşlı bakımı ve kadın istihdamı” konusunda sunum yapacak olan İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi, ve Dış Ticaret Bölüm Başkanı Özge İzdeş Terkoğlu’nun akademik çalışmaları toplumsal cinsiyet ve ekonomi alanında yoğunlaşmakta, özellikle ekonomik krizler ve krizlerin istihdama etkileri, ücretli-ücretsiz çalışma ilişkisi, istihdam odaklı büyüme ve insana yakışır iş konularına odaklanmaktadır. Özge İzdeş Terkoğlu, UN Women tarafından yayınlanan ve kurumun küresel, bölgesel ve ulusal seviyede eğitimlerinde temel kaynak olarak kullandığı “Gender and Economics” kitabının editörü ve yazarlarındandır.

Gülay Günlük-Şenesen moderatörlüğünde gerçekleşecek 2. panelde farklı ülkelerden deneyim aktarımıyla bakım emeği ele alınacak, iş yaşamı ve bakım emeğinin uyumunu sağlayabilmek için çalışma koşullarında ve bakım hizmetlerinde hangi düzenlemeler gerektiğine odaklanılacaktır. 

ILO Türkiye Ofisi tarafından yürütülen “Kadınlar için Daha Çok ve Daha İyi İşler” programı altında işçi sendikaları, işveren örgütleri, kamu kurumları ile Türkiye’de daha fazla kadının insana yakışır koşullarda çalışması amacıyla projeler yürütmekte olan Ayşe Emel Akalın, ayrıca, cinsiyet temelli ücret açığı, iş-yaşam dengesi ve işyerinde cinsiyet temelli şiddet ve taciz konularındaki analiz çalışmalarının farklı paydaşlarla işbirliği içerisinde yürütülmesini sağlamaktadır.

Almanya’dan gazeteci ve yazar Britta Andrea Sembach, Susanne Garsoffky ile birlikte kaleme aldığı  “Kümmerfalle. Kinder, Ehe, Pflege, Rente – Wie die Politik Frauen seit Jahrzehnten verrät“ (Bakım Tuzağı. Çocuklar, Evlilik, Bakım, Emeklilik- Siyaset Kadınlara Onyıllardır Nasıl İhanet Ediyor) kitabında farklı ülke deneyimlerini analiz ederek politik öneriler geliştiriyor. Yaşlanan toplumlarda gittikçe önem kazanan, daha çok kadınların istihdam edildiği sosyal alandaki mesleklerde ücretlerin çok düşük olduğunu, bu mesleklerin değersiz görüldüğünü, adaletli ve eşitlikçi bir toplumda bakım işinin merkeze konulması ve diğer işlerin bundan sonra gelmesi gerektiğini belirtiyor. Bakımın bir iş olduğunun kabul edilmesi, bunun bir maliyetinin olduğunun bilinmesi gerekiyor. Bakım ve eğitim alanındaki mesleklerin değerli olduğunu görmek, daha iyi bir konuma getirmek gerekiyor.

2008 yılında yapılan nafaka reformuyla, evlilikte eşlerin her birinin kendi sorumluluğunu üstlenmesinin öne çıkarıldığını, kadın ve erkeğin soruna kendi aralarında çözmeye zorlandığını ve böylece kadınların politik olarak yalnız bırakıldığını belirtiyor. Boşanma oranlarının özellikle 40’lı ve 50’li yaşlarda arttığını, bunun hem kadınların yeniden iş hayatında tutunabilmelerini zorlaştırdığını hem de tam zamanlı çalışamayan ya da çocuk büyütürken çalışma hayatında yer alamayan kadınların bundan daha sonra da çok etkilendiğini, ödenen primlerin düşük olmasının emekli aylıklarına da yansıdığını belirtiyor.

Bakım Manifestosu’nu kaleme alan Bakım Kolektifi’nden Nottingham Üniversitesi Feminist Kuram ve Kültür Profesörü Catherine Rottenberg, hava taşımacılığının çevreye verdiği zarar nedeniyle konferansa online katılıyor. Andreas Chatzidakis, Jamie Hakim, Jo Littler, Catherine Rottenberg, Lynne Segal’den oluşan Bakım Kolektifi’nin yayınladığı Bakım Manifestosu kitabı Gülnur Acar Savran tarafından Türkçeye çevrilmişti. Yazarlar, bakımın günlük hayatımızdaki rolünü yeniden tanımlayarak, onu hayatın her boyutunda ve her ölçeğinde düzenleyici ilke haline getirmek istiyorlar. Hepimiz birbirimize bağımlıyız ve sadece bu karşılıklı bağımlılıkları besleyerek her birimizin sadece yaşamakla kalmayıp aynı zamanda gelişebileceği bir dünya oluşturabiliriz. Bakımı çok daha geniş bir perspektifle ele alan; bakımın hayatın her ölçeğinde ön planda ve merkezde olduğu, gerek pratik anlamda bakım işinden, gerekse toplulukların ve dünyanın ayakta kalabilmesi için gerekli özenden herkesin sorumlu olduğu bir dünya hayal ediliyor. Feminist, queer, ırkçılık karşıtı ve ekososyalist bir perspektif geliştirmek gerektiğini ileri süren Bakım Kolektifi, bu manifestoda bakımı ön plana çıkaran, merkeze alan bir politikaya acil ihtiyaç duyulduğunu vurguluyor.

Bu bölümde birçok Avrupa ülkesinde uygulanan veya uygulanması planlanan bakım hizmeti desteği konusu da ele alınacak. Bu uygulamada devlet bireyleri/haneleri temizlik, ütü, yemek pişirme, alışveriş gibi ev içi işleri için çek vererek destekliyor. Ücretin bir kısmı hizmet alan tarafından karşılanırken, birey/hane ödediği bu ücreti vergiden düşebiliyor. Almanya’da devlet katkısı %40.  Taşeron şirketler/acenteler üzerinden yürütülen bu uygulama ile sigortasız çalışmanın önüne geçmek, işsizliği azaltmak, iş ve aile yaşamının daha uyumlu hale getirilmesine katkı sağlamak, işine odaklanmak ve alanında ilerlemek isteyen insanların ev işiyle uğraşmak zorunda kalmamasını sağlamak, tek başına çocuk büyüten bireyleri desteklemek amaçlanıyor. Minijob diye nitelenen düşük ücretli bu küçük işlerde çalışmak için başvuranların %90’ı ise kadın. 

Konferansın son panelinde ise siyasi partilerden temsilcilerle partilerin bakım hizmeti konusundaki yaklaşımları ele alınacaktır.

 

Bir cevap yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

nineteen + two =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.