Ölüm cezasına çarptırılan kadınlar için travmatik durumlar ve cinsel taciz çoğu zaman görmezden geliniyor. Ancak kadınların birçoğu bunu değiştirmekte kararlı.

Sabrina Mahtani

2010 yılında, Sierra Leone’de idam mahkumu genç bir kadın olan Aminata ile tanıştım. O sırada 17 yaşındaydı, ülke yasalarına göre hâlâ bir çocuktu ve ölüme mahkum edilmemeliydi. Ancak birçok kadın gibi onun da doğum belgesi ya da yaşını kanıtlayacak herhangi bir belgesi yoktu.

Aminata istismara dayalı bir ilişki içindeydi. Erkek arkadaşından ayrılmasına rağmen, eski erkek arkadaşı onu taciz etmeye devam etti. Aminata, “Zorla aşk olmaz,” derdi ona. Bir sabah eski erkek arkadaşı önünü kesti ve onu lastik bir boruyla dövmeye başladı. Aminata kendini savunmaya çalıştı ve kendini korumak için rastgele bir şeye uzandı. Eline geçirdiği şeyle -bıçakla- ona vurdu ve kaçtı. Erkek arkadaşının öldüğünü ancak polis tarafından tutuklandığında öğrendi.

Duruşmada yargıç jüriyi kanun hakkında bilgilendirirken, lastik bir boruyla dövülürken bıçak kullanmanın orantısız güç kullanımı olduğunu belirtti. Aminata’nın öz savunma talebi kabul edilmedi. O zamanlarda, Sierra Leone’de cinayet suçu için idam, cezalandırma sürecinde başka hiçbir faktörün dikkate alınamayacağı anlamına gelen otomatik ve kati bir cezaydı.

Ne yazık ki Aminata’nın hikayesi, son on beş yılda çalışmalarımda sayısız kez karşılaştığım bir hikaye. Yine de idam mahkumu kadınlara, erkeklere kıyasla sayıları nispeten az olduğu için kamuoyunda çok az ilgi gösteriliyor. Cornell Hukuk Fakültesi’nin bir araştırmasına göre, dünya genelinde idam mahkumu en az 800 kadın var. Bu sayının, bazı ülkelerde idam cezası istatistiklerine ilişkin devlet gizliliği nedeniyle daha yüksek olması muhtemel. Uluslararası Af Örgütü, 2020 yılında Mısır, İran, Umman ve Suudi Arabistan’da en az on altı kadının idam edildiğini bildirdi. Son on yılda en az 100 kadının idam edildiği tahmin ediliyor.

İdama mahkum edilen kadınları toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve ayrımcılık açısından anlamamız gerekiyor. BM Yargısız ve Keyfi İnfazlar eski Özel Raportörü Agnes Callamard’a göre ölüm cezasına çarptırılan kadınlar: “hem hukukta hem de daha geniş alanda büyük ölçüde görünmezler […] Yaygın biçimde erkekler tarafından ve erkekler için tasarlanan ceza yargılama süreçleri, genellikle toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin nedenlerine ve sonuçlarına karşı kör olmakla kalmaz, aynı zamanda toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılığı bilfiil pekiştirebilirler.”

Ölüm cezasına çarptırılan kadınların çoğu cinayetten hüküm giyiyor. Bu davaların büyük bir kısmı, istismarcı bir aile üyesinin öldürülmesini içeriyor. Penal Reform International tarafından yapılan bir araştırma, birkaç istisna dışında ceza yargılama sistemlerinin kadınların travmalarını, kadına karşı ev içi şiddetin gerekçe ve dinamiklerini görmezden gelerek kadınları başarısızlığa uğrattığını ortaya koydu. Çoğu ülkede, taciz geçmişinin dikkate alınması için kanunda ayrı bir esas bulunmuyor ve kadınlar genellikle, uzun süreli istismara maruz kalmış kadınlara uygun olmayan mevcut yasal savunmalara bel bağlamak zorunda kalıyorlar.

Trinidad ve Tobago veya Gana gibi idamın cinayet için zorunlu ceza hükmü olduğu ülkelerde, bir kadının fiziksel veya cinsel tacizden hayatta kalan olduğu önceki hikayesi önemsizdir. Ölüm cezası, kadının geçmişi veya cinayet koşulları dikkate alınmaksızın, idama uygun suçlar için otomatik olarak uygulanır.

İdama mahkum edilmiş birçok kadın, sosyo-ekonomik olarak yoksun bir geçmişten gelen ve taciz ve ayrımcılığın kesişen biçimlerine maruz kalan kadınlar. Bu, kadınların yasal süreci anlama, baş etme ve avukata erişme yetilerini etkiliyor. Adli yardım avukatlarının çoğu genç ve iş yükü fazla kişiler. Temyiz süreçleri zaman alır ve uzmanlık bilgisi gerektirir. 2016 ve 2017 yılları arasında görüştüğüm Gana’da idam cezasına çarptırılan kadınların tümü (toplamda beş), temyiz başvurusunda bulunmak için avukat tutacak maddi imkanlarının olmadığını söylediler.

Adalet sistemlerindeki yaygın ırksal ayrımcılık nedeniyle idam, ırk olarak azınlıklaştırılmış insanları aşırı derecede etkiliyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde, siyah kadınlar orantısız bir şekilde ölüme mahkum ediliyor. Siyah kadınlar, ölüm cezasına çarptırılan kadınların yüzde 25’inden fazlasını oluşturuyor -ki bu, dahil oldukları nüfusun neredeyse iki katı ve bazı eyaletlerde daha da fazlası. NC Policy Watch’a göre, Kuzey Karolina’da idam kararı verilen 39 kadının yüzde 61’i siyahtı.

2013 yılında, siyah bir kadın olan Kimberly McCarthy, Teksas’ta idam edildi. Duruşmada yetersiz kanuni temsil olduğu konusunda endişeler vardı ve jürinin oluşumu on üç kişiden sadece biri hariç tümünün beyaz olması nedeniyle adil değildi. Bazı feministler, idam mahkumu beyaz kadınlar için yetersiz ilgi ve tepki gösterilirken, söz konusu siyah kadınlar olduğunda ise göreceli bir sessizliğin olduğunu iddia ediyorlar.

Cezalandırıcı uyuşturucu politikaları, özellikle Asya ve Orta Doğu’da kadınların ölüm cezasına çarptırılmasında bir başka kilit unsur. Merri Utami, Endonezya’da yaklaşık yirmi yıldır idam mahkumu. Göçmen bir işçi olan Merri, Endonezya’ya yasadışı yollardan uyuşturucu ithal etmekten mahkum edildi. Ancak Merri, bu duruma dair hiçbir bilgisi olmadığı ve profesyonel uyuşturucu tacirleri tarafından hedef alınıp manipüle edildiği konusunda ısrar ediyor.

Yoksul bir sosyal çevreden gelen Merri, istismara dayalı bir evliliğe katlanmış, fakat bu bilgiler duruşmada adli yardım avukatı tarafından mahkemeye sunulmamış ve Merri, 2002 yılında ölüm cezasına çarptırılmıştı. 2016 yılında bir gece geç saatlerde gardiyanlar tarafından uyandırıldı ve idam mangasının önüne sürüklenmeyi bekledi. Adli yardım STK’sı olan LBHM’nin müdahalesi sayesinde infazı son anda durdurulana kadar dört kişinin infazını dinledi. Merri’ne af çıkması için hazırlanan dava dilekçesi 47,000’den fazla imza aldı.

Uluslararası hukukun, idamı uyuşturucuyla ilgili suçları kapsamayan “çok ciddi suçlar” dışında tüm suçlar için yasaklamasına rağmen, en az otuz beş ülke, uyuşturucu suçları için ölüm cezasını kanunlarında tutuyor. Uyuşturucu suçundan idama mahkum edilen en az 100 kadın var. Uyuşturucu suçundan ölüm cezasına çarptırılan kadınlar için tehdit, zorlama, manipülasyon, aile bireylerinin geçimini sağlama baskısı ve kırılganlık durumları ana itici güç olarak tanımlanmış. Bu kadınlar, yasadışı uyuşturucu ticaretinin en alt kademesinde faaliyet gösteriyorlar, ama en ağır cezayı alıyorlar. Malezya’da idam mahkumu kadınların yüzde 95’i uyuşturucu kaçakçılığı suçundan hapsedilmiş ve bu kadınların yüzde 86’sı yabancı uyruklu.

Yaşanmış deneyimi olan kadınlar ve feminist avukatlar değişim için önemli hareketler oluşturuyorlar. Susan Kigula, Uganda’da idama mahkum edilmişti ve hapishanedeyken hukuk okumaya karar verdi. Susan, neticede zorunlu ölüm cezasını alt üst eden ve Uganda’da hem kendisi hem de idama mahkum edilen yüzlerce insanın yeniden yargılanmalarının önünü açan bir davada öncü başvuru sahibi oldu. 2016 yılında serbest bırakılan Susan, artık idama karşı çıkan küresel bir insan hakları savunucusu. Ayrıca hapse atılmış kişilerin çocuklarını desteklemek için bir yardım kurumu kurdu.

Sierra Leone’de feminist bir hukuk örgütü olan AdvocAid, idama mahkum edilen altı kadının serbest bırakılmasını sağladı ve toplumsal cinsiyete duyarlı daha adil bir hukuk sistemi için kampanyalar yürütüyor. 2019’da temyiz başvuruları Aminata’nın mahkumiyetinin bozulmasıyla sonuçlandı. Temmuz 2021’de AdvocAid, LAWYERS (bir kadın avukatlar kolektifi) ve birçok sivil toplum kuruluşunun yıllarca süren savunuculuğu sayesinde, Sierra Leone idamı kaldırdı. İdama mahkum edilmiş kadınları görünür kılmak ve seslerini yükseltmek, bu değişim için kamuoyu ve devlet desteği almanın kilit noktasıydı. Bu acımasız ceza nihayet hukuk kitaplarından çıkarıldığı gün Aminata, AdvocAid ile birlikte Parlamento’daydı.

Bu yılki 10 Ekim İdama Karşı Dünya Günü, 19 yıldır özellikle idam mahkumu kadınlara odaklanan ilk gündür. İdam mahkumu kadınlar ve daha yaygın olarak hapsedilmiş kadınlar ana akım feminist hareketler tarafından büyük ölçüde görmezden gelindi. Kadınlar sıklıkla “iyi” veya “kötü”, “mağdur” veya “suçlu” şeklinde kategorilere ayırılmaktalar. Bu ikili kategorilere tam olarak uymayan kadınlar ise göz ardı edilmektedir.

Bu yılki eylem günü, hepimizi adalet sistemlerindeki toplumsal cinsiyet ayrımcılığını eleştirel bir şekilde düşünmeye ve sesimizi yükselterek, örgütleri destekleyerek veya idam mahkumu kadınların hikayelerini ve deneyimlerini görünür kılarak kapatılma karşıtı feminist hareketleri desteklemek için elimizden geleni yapmaya davet ediyor.

Çeviri: Merve Çeltikci

Bu yazının orijinali 7 Ekim 2021 tarihinde, gal-dem’de yayınlanmıştır.

Bir cevap yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

11 − 11 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.