Jinekolojik muayenede ‘Hastalar istiyor’ diyerek evlilik sorusu sormak, bahane arkasına sığınmak

Paula Rego, Untitled No. 5, 1998.

Hafta sonu yine saadetsiz saadet ortamımız twitter, akıllara ziyan bir tartışmaya sahne oldu. Jinekoloji randevusunda (belli ki) “evli misiniz” sorusuna maruz kalan bir twitter kullanıcısı, (haklı olarak) doktorların bu jargonu değiştirmesi gerektiğinden dert yanınca (ve bazı doktorların bunu ahlak bekçiliği kabilinden yaptığını ekleyince) tabi ortalık yangın yeri. Son yıllarda giderek artan oranlarda şiddete, eşitsizliğe ve hak kayıplarına uğrayan, sürekli her ortamda bunları anlatma mecburiyetinde kalan ve bu nedenle toplu tepki gösterme refleksleri gittikçe gelişen doktorlar grubunun tepkisi bu sefer bu serzenişe yönlendi. Tepkilerin yoğun kısmını “burası Türkiye” gibi bir amaca hizmet etmeyen, had bildirir cevaplar oluşturuyordu. Bir kısım tepkide, bu sorunun getireceği şiddet riskinden, vajinal muayene nedeni ile dava edilen doktorlara, mesleki zorluklarla ilişkili konular dile getiriliyordu, ki bunlar sağlık politikaları bağlamında elbette tartışılması gereken konular. Hastaya bu soruyu sorduğunda kadını zor duruma sokabileceği haklı endişesini taşıyan doktorlar da vardı. Ancak doktorlar yönünden tepkilerin ağırlıklı kısmını, twitter kullanıcısının doktor olmadığı, bu soruyu sormanın zorluğunu bilemeyeceği o yüzden açıkça çok da fikir beyan etmese daha iyi olacağını (oldukça da üstten bir tarzda) dile getiren, parmak sallayan yanıtlar oluşturuyordu. Bir kısım doktor ise bir adım ileriye taşıyıp “Siz, ‘ben evli değilim’ demeyi bıraktığınızda” diyerek hastayı/kadını/mağduru suçlayıcı içeriğe rahatça geçiyordu. (Bu iki tepkinin aynı kişiden gelmediği basit gerçeği bir yana, her iki sesi de duymayan, zaten duyma niyeti de olmayan bir cevap). Bu arada ilk tweeti atan kadının yaşından, veganlığından, hayat tarzından tutun cinsel hayatına her türlü ayrıntının tartışmaya girdiğini maalesef şaşırmayarak gördük. (Bu kadının hakaret içeren tweetler hariç doktorlar tarafından atılanlara nezaketle ve haklı olduklarını belirterek cevap vermeye çalıştığını da ekleyeyim.) Avrupa’ya gitmesini/sürgün edilmesini! önerenler dahi oldu.

Bu sırada beklenen deontolojik yaklaşım tıp öğrencisi bir kadından geldi. Doktor namzedi kadın, net bir şekilde “hastalar istiyor diyerek evlilik sorusunu sormanın bahane arkasına sığınmak olduğunu ve doğru olanın tıp etiğine en uygun sorunun -yani cinsel geçmişinin dosdoğru ama hastanın anlayacağı şekilde- sorulması gerektiğini” adlı adınca söyledi, başkalarının da erimiş midir bilmem, benim içimin yağları eridi, ferah bir yaz rüzgarı esti. Ancak bu cesur çıkış, tartışmayı doğru düzleme çekeceği yerde tıp dünyasından hem de bir gençten, hem de bir kadından tepki görmek bazı bünyeleri epey sarsmış olacak ki bu sefer hedef tahtası olma sırası kadın öğrenciye geldi. Kendinden büyük-erkek-cerrah-doktorlar tarafından ön ismiyle anılarak parmak sallandı, had bildirildi, ders verildi, tehdit edildi, twitter kahramanlığı yapmaya çalışmakla suçlandı, fiziksel görünümü üstünden saldırıldı, dalga geçildi ve şaka konusu hâline getirildi.

Çok uzatmaya lüzum yok. Ortada iki tane genç kadın var, biri hasta ve biri tıp öğrencisi. Sorunlu gördükleri alanda tepkilerini gayet de düzgün ve cesurca dile getirmişler. İnsanın içinden ayakta alkışlamak gerekiyor. Cesaret vermek. En azından beğensek. En en azından bir parçacık düşünsek üstüne. Yok hayır, kulaklar tıkandı yine. Bu söylenenlerde en ufak bir doğruluk payı olabilme riskini bile kaldıramıyor bünyeler. Bilmezden gelmek daha rahat. Toplumun doğrularını uyguluyorum ne yapayım demek daha rahat. Çünkü o toplumun doğruları diye kendinizi yalıttığınız şey sizin de doğrunuz aslında, ama o her şeyin üstüne koyduğunuz bünyeleriniz izin vermiyor bunu ifade etmenize. O yüzden ki bulantı ile karışık agresyona sebep oluyor normalleştirmekte ısrar ettiklerinizin normal olmadığını, ezmenin bir biçimi olduğunu söylemek. İçten içe kadın olma hâlini, kadınların beden algısını, cinsel tercihleri olabileceğini siz de kabul etmiyorsunuz ki bırakın suçu topluma atmayı, bahaneler arkasına gizlenmeyi -tıpkı tıp öğrencisi kadının dediği gibi. Bu kadınların sistemden çektiğini çekmeye devam etmesinin bir sebebi de sizsiniz, çünkü yüzleşmedikçe ve çaresiz rolünü oynadığınız sürece sistemi çalıştırmaya devam ediyorsunuz ve bundan zerre rahatsızlık duymuyorsunuz. Duyurmaya çalışan olursa da hemen o işaret parmağı ortaya çıkıveriyor, istemiyorsunuz çünkü yüzleşmek, kurduğunuz iktidarın, iktidarınızın yaslandığı bilgi hegemonyasının en ufak bir zarar görmesini istemiyorsunuz. En ufak bir tehditte siz de şiddete yöneliyorsunuz, tıpkı eleştirdikleriniz gibi. Hem de yine o bilmek görmek ve duymak istemediğiniz toplumsal cinsiyet eşitsizliğini sonuna kadar kullanarak, genç kadınlara hadsizce had bildirerek. Bu kadınlar sosyal medya ortamında bu kadar açıkça şiddete maruz kalıyorsa, üstelik de doktorlar tarafından, o her şeyden azade, çok nesnel zannettiğiniz tıp ortamının ne kadar nesnel olduğunu tartışmak gerekmez mi her şeyden önce?

Tabii ki bu mevzuda tartışacak çok daha fazla şey var, genel olarak kadın doğum polikliniklerinde her şekilde kadınların eril davranışlara maruz kaldığı, zaten kendisi oldukça zor bir süreç olan bu muayenelerin çoğu zaman sağlık personeli tarafından daha da zorlaştırıldığı, kadınların cinselliklerinden ve bedenlerinden çeşitli biçimlerde utandırıldığı, bazılarımız kafasını kuma gömse de aslında bilinen gerçekler. Keza akademinin alt basamaklarında bir kadın olmanın da çoğu zaman (eğer her zaman değilse) sözünüzün dinlenmeyeceği anlamına gelmesi de yazılı olmayan tıp kurallarından. Normalleştirildikçe de normalmiş zannedilen. Normalleştikçe de ses çıkarması daha da güç olan kurallar.

15 seneden uzundur doktorluk yapıyorum, iyisini de kötüsünü de gördüğümü düşünüyorum. Derdim tıp dünyası topluma öncü olmalıdır filan demek değil. Biliyorum/biliyoruz ki toplum neyse tıp dünyası da o. Toplumda erillik nasıl etkiliyse tıp dünyasında da öyle etkili. Bunu bir kenara koymak ve kabul etmek önemli geliyor. Çünkü içimizdeki patriyarka ile yüzleşmenin tek yolu bu. Oradan sonra belki savunmaya geçip kalkanlarımızı kaldırmadan sakince söyleneni anlamaya çalışmak, kendimizle yüzleşmek, toplumun eril tepkilerine göre davranarak nasıl bunları yeniden ürettiğimizi düşünmek mümkün olacak. Bunu kabul edersek  kendi yöntemlerimizi inşa etmenin yollarını da arayabileceğiz, bahaneler bulmamıza gerek de kalmayacak. Yeter ki bilmezlikten gelme konforunu kaybetmemek için bizim de şiddet sarmalına girdiğimizi fark edelim. Yeter ki toplum böyle yapacak bir şey yok demenin tembelliği kimseyi esir almasın.

Bir üçüncü kadın twitter kullanıcısının sözü ile bitireyim: “Doktorlar böyleyse toplum ne yapsın”. Patriyarkadan soyutlanmış hiçbir yer yok, patriyarka ile mücadelenin sonu da yok.

1 YORUM

  1. Bu konu diğerlerinin arasında (pandemi ve translaeın sağlık hakkına erişimde yaşadığı hak ihlalleri) kayboluyor gibi gelmişti ama ben de bu konuda aslında bir tez yazdım. O sorunun sadece soruyla ibaret olmadığını, doğru olan cinsellik olarak görülen heteroseksüel evli kadının çocuk yapmaya yönelik cinselliği dışında kalan her formun dışlandığını işlemeye çalıştım. Yöktezde “ Single women’s experiences of sexual health services in Turkey: Ideology, policy practices and recommendations” adıyla bulunabiliyor.

Bir cevap yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

two × 5 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.