Dijital alandaki paylaşımlarımızın, bellekteki içeriklerini neler oluşturuyor? Ekranı kapattığımız anda hatırladığımız sadece “odada tek başına olan ben” mi? Sorular elbet çeşitlendirilebilir, dijital alanın yaşamlarımızda yerinin giderek büyüdüğü, kendine alan açtığı bir dönemde bu soruların peşine gitmek, birlikte düşünmek kaçınılmaz görünüyor.

Karantina, salgın, izolasyon. Bu kelimeler daha önceden tarih kitaplarında okuduğumuz bize çok uzak olan geçmişi hatırlatırken, şimdi bizzat deneyimlediğimiz yeni yaşam pratiklerimiz oldu. “Evin dışında hayat var” derken, sokaklar bizlerin meskeniyken, şimdi ise “evde kal, sağlıkla kal” diyoruz.

Eylemlerimizden toplantılarımıza, eğlencelerimizden dayanışma ağlarımıza kadar çeşitli sosyal yaşam pratiklerimizi, dijital alanlarda karşılamaya başladık. Dijital alanları, ilk başta yadırgasak da mecburi olarak bu yeni alana uyum sağladık diyebiliriz, diyebilir miyiz? Kimimiz bu durumdan şikayetçi olurken, kimimizin ise dijital alanı, uzakları yakın etmesi, zaman açısından daha pratik olması nedeniyle keyifli bulduğunu da söylemeliyim.

Ben bu yazıda, dijitalleşen yaşamlarımızda belleğimizin durumuna odaklanmak istiyorum. Yüz yüze yapılan toplantılar yerini dijital toplantılara, sokak eylemleri yerini hashtag eylemlerine bırakırken belleğimiz ne yana düşüyor? Neleri hatırlıyor, nereleri hatırlamıyoruz? Hatırlamak gerçekten önemli mi? Yoksa bu hız ve akışkanlığın içinde an(ı)larımızı paylaşıyor ve anın tadını mı çıkarıyoruz sadece? Bu sorulara yanıt aramak, bir yazı ile elbet yeterli değil. Benimki sadece küçük bir soru işareti bırakarak, yanıtları birlikte bulmaya çalışma çabası diyebiliriz.

Dijitalleşen bellek – amnezi

Bellek denilince aklımıza ilk beyin fizyolojisi gelir, oysa bellek, bunun çok daha ötesinde geçmişin içinde şimdinin barındığı, bugünün içinde de geleceği de barındıran dinamik bir yapı. Yapılan araştırmalar belleğin geçmiş içinde yalın bir halde bulunmadığına, bir olayın, bir ânın, anı haline gelebilmesi için dile gelmesi ve onun yaşanmış olması gerektiğine dikkat çekiyor. Yani bir olayı hatırladığımızda, sadece o olarak değil, bugünün içinden şekillenen biçimde hatırlıyoruz. Andreas Huyssende şöyle diyor: “Her anımsama kopmaz biçimde geçmiş bir olaya ya da deneyime bağlı olsa bile, herhangi bir anımsama ediminin zamansal statüsü hep şimdidir.” (1995:13).

Bellek konusunda araştırmaların sıklıkla yapıldığı bir dönemdeyiz. Bellek çalışmalarının bu kadar rağbet görmesini, farklı disiplinler altında çalışılmasının nedenini, Pierre Nora “artık belleğin olmaması”na bağlıyor. Nora’ya göre bellek “deniz çekildiğinde kıyıda kalan deniz kabukları” gibidir (2006:23). Deniz çekildiğinde ortada deniz kabukları da bulunmazsa o zaman bellek yitimi gerçekleşmiş olur, diyor. Bu ne demek; yaşam o kadar hızlı akıyor ki, bir olay ya da bir bilgi daha eskimeden bir yenisi ekleniyor. Yeni daha eskimeden, bir yeninin eklenme hali. Bu durum karşısında bellek de çaresiz kalarak, hatırlama sürecini tam gerçekleştiremiyor. Burada kavramları ve beyin bellek süreçlerini çok fazla anlatarak sıkıcı olmak istemiyorum. Ama genel olarak, avuç içine sığan telefonlarımızla, bilgisayarlarımızla, internete girdiğimiz andan itibaren sayısız bilgi ve imaj bombardımanına maruz kalıyoruz. Ekranlardan aldığımız enformasyon o kadar fazla ki, bellek kapasitesi de yetersiz kalıyor deniliyor.

Dijital araçların sıklıkla kullanılmasının, bellek üzerindeki olumsuz etkisinden bahsediyor çalışmalar. İngiltere’de yapılan bir araştırmada, araştırmaya katılanların %91’inin internet ve elektronik cihazlarını birer hatırlama aracı olarak gördüğü, kendi belleklerindense cihazların belleklerine güvendikleri ortaya konulmuş. Ayrıca araştırmada, katılımcılar en yakınlarının telefon numaralarını, ya da yakın zamanda çekildikleri fotoğrafların nerede, ne zaman çekildiğini hatırlamamışlar. Çalışma sonucunda, bireylerin kendi belleklerindense, dijital araçlarını bellekleri olarak görmeleri,“dijital amnezi” olarak kavramsallaştırılmış. Bu konuda ben de bir araştırma yürütmüştüm. Yaptığım araştırmada, katılımcıların %64’ü, sosyal medyada paylaştıkları kendi anılarını oluşturan fotoğraf ve iletileri hatırlamadılar. Yine başka bir araştırmamda da basılı fotoğraf albümündeki fotoğrafların, dijital fotoğraflara göre daha fazla hatırlandığını gördüm. Bu sonuçlar, bireysel bellek üzerindeki dijitalin olumsuzluğu üzerine.

Son dönemde feminist forumları, toplantıları, buluşmaları Zoom ya da diğer platformlar üzerinden yürütüyoruz. Buradan yola çıkarak, feminist alanlarımızın dijitalleşmesinin, belleğimiz üzerindeki etkisi nasıl olur diye düşünmek istiyorum.

Dijitalleşen feminist belleğimiz

Bugün, toplumsal bir olaya dikkat çekmek için sokağı örgütlerken, aynı zamanda sosyal medyayı da kullanıyoruz. Hashtagler açıyor ve aynı saatte tweet atılması için uğraşıyor, TT olmaya çalışıyoruz. Türkiye kadın hareketinde ilk sosyal medya eyleminin ne zaman yapıldığını tam olarak söylemek zor olsa da 2012 yılında kürtaj yasağına karşı başlatılan #benimbedenimbenimkararım hashtag eylemini örnek verebiliriz. Daha sonra #sendeanlat, #bacaklarinitopla, #özgecanaslan, #hayır, #birkisidahaeksilmeyeceğiz, #direnkahkaha, #istanbulsozlesmesiniuygula, #susmabitsinve daha nice hashtagler. (Bununla ilgili Çatlak Zemin’de yayımlanan “2010 – 2020: Hashtag’lerle feminist aktivizm” başlıklı yazıya bakabilirsiniz)

Bu hashtagler altında yorumlarımızı yazıyor, tartışıyoruz. Atılan her bir tweetin, söylenen her bir kadın sözünün tarihimiz açısından değeri tartışılmaz. Sosyal medyada yazdığımız her bir yazı, aynı zamanda feminist tarihe de düşülen bir nota karşılık geliyor. Toplumsal belleğimiz açısından arşiv oluşturulması ayrı bir öneme sahip. Eskiden broşürleri, bildirileri, dergileri ve aklınıza gelecek tüm basılı dokümanları arşivleyerek feminist bellek oluşturmaya çalışıyorduk. Bugün sosyal medya iletilerinin, videoların, protestolar sırasında çekilen görüntülerin arşivlenmesinin de toplumsal belleğin inşasında kurucu olduğunu söyleyebiliriz. Feministlerin henüz sosyal medya arşiv çalışması bulunmuyor. Sadece Serpil Çakır’ın hatırlatması üzerine Facebook’ta kurulan “Toplumsal Cinsiyet ve Politika” adlı kapalı grubun arşivlendiğini biliyorum.

Sadece attığımız bir tweet mi peki dijital alandaki etkinliğimiz?Yaptığımız forumlar, toplantılar, 8 Mart Gece Yürüyüşü sonrası online partinin de kadınların belleğinde nasıl izler bıraktığı önem taşıyor. Yoğurtçu Kadın Forumu ile “Dijital aktivizm ve toplumsal bellek” üzerine yaptığımız forumda, bir arkadaşımız, “Sizlerle Zoom üzerinden de olsa birlikte olmak çok güzel. Ancak forum sonrası hep bir yerlere gider, sohbet ederdik. Şimdi forumu kapattığımda, bilgisayar ekranıyla baş başa kalıyorum ve hatırladığım sadece bu yalnızlık hali oluyor,” demişti. Bir başka arkadaş da “Yüz yüze olan toplantılarımızda bir kadın, başka bir kadının yurdu olmayı tadıyordu. Kadınla dayanışmanın neşesini ve keyfini yaşayabiliyordu. Biz politika tartıştıktan sonra kendi hayatlarımıza dair çok özel olabilecek şeyleri tartışıp, onların ne kadar politik olduğunu fark ediyorduk. Dijital alanlarda ise bu pek mümkün olmuyor,” diyerek yan yana ol(a)mama halinin etkisinden bahsetmişti.

Sosyal medyanın, aktivizmdeki etkisine şerh koyarak, önemli bir araç olduğunu söylemeliyim. Yaptığım bir araştırmada daha önceden feminist toplantılara yüz yüze katılmış, temas etmiş kişilerin sosyal medya eylemlerine çok da sıcak bakmadığını gördüm. Bunun nedeni kadınların birbirine temas edememesi. O toplantılarda kadınlar kendilerini keşfediyor, birlikte bir yolculuğa çıkıyorlardı. Dijital alanlarda sözü söylüyorsun ama nereye gidiyor, tam olarak belirsiz bir durum da var. Bu nedenle kalıcı bir tepkisellik mi yoksa zamanın popülist bir kaygısının söylemi mi bunu kestirmek güç oluyor.

Ancak yine de bazı toplumsal olayların dijitalde yaşanıyor olması, dijitalin toplumsal belleğe etkisini ortaya koyuyor, bu nedenle sosyal medya arşivlerinin bugünü gelecekte hatırlamak için güçlü bir arşiv niteliği taşıdığını söyleyebiliriz.

Yazımın başında da dediğim gibi bu yazı ile sadece soru işaretleri bırakmak istiyorum. Sosyal medya eylemlerimizde söylediğimiz her bir sözün gelecekte bir değer olduğunun altını çizerek, dijital alandaki paylaşımlarımızın belleğimizde bıraktığı izlere bakmak, anılarımızdaki birlikteliğimizi yeniden kurmak gerekir mi? Dijital alandaki paylaşımlarımızın, bellekteki içeriklerini neler oluşturuyor? Ekranı kapattığımız anda hatırladığımız sadece “odada tek başına olan ben” mi? Sorular elbet çeşitlendirilebilir, dijital alanın yaşamlarımızda yerinin giderek büyüdüğü, kendine alan açtığı bir dönemde bu soruların peşine gitmek, birlikte düşünmek kaçınılmaz görünüyor.

Alanlarımız dijitalleştikçe, anılarımız da onunla dijitalleşiyor. Yüz yüze eylemlerimizin yerini alan sosyal medya eylemlerine dairanılarımızın içeriği TT olup olmadığımız, beğeni sayısı fazla alan tweetler oluyor. Her bir eylem biçiminin, anılar üzerindeki etkisi şüphesiz farklı etki bırakıyor. Alanlarımız dijitalleştikçe, belleğimizin çapı da genişliyor belki de.

Kaynakça

Huyssen, Andreas (1995). Alacakaranlık Anıları – Bellek Yitimi Kültüründe Zamanı Belirlemek, K. Atakay (çev.), İstanbul: Metis Yayınları.

Nora, Pierre, (2006). Hafıza Mekanları, M.E. Özcan (çev.), Ankara: Dost Kitabevi Yayınları.

“2010 – 2020: Hashtag’lerle feminist aktivizm” Çatlak Zemin. http://35.158.122.154/2010-2020-feminist-hashtaglerle-dijital-aktivizm/

1 YORUM

  1. Merhaba, Öncelikle yazı için çok teşekkür ederim farklı bir düşünme penceresi açtı kafamda fakat Anadolu kırsalında yaşayan ben ve benim gibi birçok kadının online partiler ya da zoom gibi platformlarda yapılan feminist tartışmalar sayesinde kendini yalnız hissetmekten kurtulduğunu söylemem gerekir. Yaşadığımız hayattan başka bir dünya olabileceği fikri özellikle benim gibi Anadoluda yalnız,aykırı ve ayrıksı olarak yaftalananlar için bir nefes oldu. Elbette bir mekanda oturup deneyimlerden bahsetme hali bir çeşit katarsis yaşatabilir ve bunun imkanını oluşturmak online da zaman alabilir fakat ben bu katarsis hallerinin de online a taşınması taraftarıyım. Telefonun öbür ucunda dahi olsa yalnız olmadığını bilmek çoğu zaman güç veriyor çünkü.

Bir cevap yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

eighteen − 9 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.